25 Ağustos 2009 Salı

Siyasette eşekli muhabbet


Atatürk Devrimleri toplumda travma(vuruk-sarsıntı) yarattı” diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, başta muhalefet partileri  tarafından yoğun tepki ve eleştiriler almıştı. Bu sözü ile Adeta toplumda bir sarsıntı yaratan Fırat, daha sonra, “beni eleştirenler Devrim Kanunlarını okudularsa eşek gibi anırırım” diyerek ayrı bir şaşkınlık  yaratmıştı.

 

Fırat’ın bu iddialı çıkışı üzerine, Mecliste bulunan birçok milletvekilleri harıl harıl devrim kanunlarını araştırmaya, karıştırmaya başlayınca, AKP li Fırat, “Meclis Kütüphanesi’nden Devrim Kanunlarının alınmaya başladığını” belirterek, “dolayısıyla birçok eşeği eşeklikten kurtardım, bilgi sahibi yaptım” dedi.

 

Meclisimizin bu en uzun isimli Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, bu garip benzetme ve çıkışları ile milletvekillerinin bazılarını eşekli imalı eleştirmiş oldu. Bu eşekli muhabbet Meclisimizde, siyasette travma (sarsıntı) yaratadursun, kendi kendime, -karikatüristlerimize eşekli meşekli iyi doküman verildi- diye düşündüğüm gün, Milliyet’te 28.6.2008 günü Ercan Akyol, eşekli travmalı güzel bir karikatür çizmiş. Bunu sizinle paylaşmak istedim. Bir vatandaş anıran eşeğine yuları takıp çekiyor. Çekerken de, hani “eşek inadı” derler ya, eşek direniyor sahibi de eşeği ipinden çekerken, “n’oluyon lan? Travma mı geçiriyon?” diyor.  Günümüzün siyasetinde eşekli, travmalı muhabbetine cuk oturduğu için, bu karikatürü okuyucu ile paylaşmak istedim.

 

Madem konumuz eşekli muhabbet, okuyucuya biraz tebessüm ettirmek, biraz da imalı düşündürmek için ilginç eşekli espri ve dizelerle konuya devam edelim.

 

“BİNDİĞİM EŞEK BENDEN AKILLI OLMASIN”


Köy Enstitülerinin kapatılma arifesinde, köy enstitülerinin aleyhinde konuşma ve propagandalar devam ederken, ve de köy enstitülerinin yoksul halk çocuklarının uyandırılması işlevini yapması nedeni ile halkın uyandırılmasını istemediği propogandasını ispat etmek için, Eskişehirli toprak ağası bir milletvekili, özel bir toplantıda şunları söylemiştir:

“-Benim bindiğim eşek benden akıllı olursa beni düşürür”, dediği genelde dillendirilir.


Sonra da halkın iradesinin tek tecelli yeri olan parlementoya şair eşrefin eşşek şiirlerinden esinlenerek propoganda amaçlı şöyle saldırılır:


Ne acıdır ki, yoksul halkın vergisinden, devletin bütçesinden maaş alan bir milletvekili, ekmeğini yediği halkını, kendisine oy verenleri “eşek” yerine koyuyor ve de halkın uyanmasını istemiyor. Nerede kaldı, halkın mutluluğu, halkın kalkınması için çalışacağına namusu üzerine yemin eden milletvekili...

 

(Kaynak: Atatürkçü Düşünce Derneğinin 3.3.2002 günü Türk Hukuk Kurumu Salonunda düzenlediği panelde bir konuşmacı).

 

Bu Eskişehir Milletvekilinden önce Şair Eşref, Milletvekillerini şöyle taşlıyor:


“Dört sene sonra görünmez oluruz mecliste,

O zaman kıymetimiz yükselir inşallah,

Memlekette oluruz müntehîb-i sanide,

Buraya bizden eşekler gelir inşallah

                                      *

“Sarık sanma bir ölmüş beyne tutmuş bir kefen sarmış”).

Siz bunu günümüze göre, tam uyduğu için turbanlı namazsızlar için şöyle değiştirseniz de olur:


“Türban sanma bir ölmüş beyne tutmuş bir kefen sarmış”.


Yürekli şairimiz Eşref, 1907 de Meclisi Mebusan ile eşekli olarak şöyle alay ediyor:

 

“Var lüzumu bize Meclis-i Mebusanın,            

İçinde dahil olanlar ne olursa olsun,

Doksan üç vakasını eylemesin de tanziüzde

doksan üçü isterse eşşekle dolsun”.  

                            ……..                           

 

Halk Aşığı Dertli (1727–1864) şu mısraları günümüzde de geçerli değil mi? Aşık bu mısraları günümüzün 200 yıl ötesinden riya ile namaz kılanlara şöyle seslenir:

“Merhamet cebinin dibidir delik

Var git riya torbasının dibin dik

Riya ile namaz kılma eşek

Şeriat tarikat ile süslenmez”.

                                     



23 Ağustos 2009 Pazar

Terzi, şarkı söyleyen merkep, bitmeyen büyüme ve ben arzuları ve dostları unutmak üzerine...



Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.

Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......





Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.


Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...


CAN YÜCEL

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Senin en iyi arkadaşın kim? Bunu bütün iyi arkadaşlarına gönder. Eğer ben onlardan biriysem bana da gönder. Eğer üçten fazla gelirse sen gerçekten sevilen birisin...

Sevgilerimle


 


--
Eyüp Sabri KARTAL
Yenişehir Kaymakamı -MERSİN
Tel: 324 326 80 11
FCT: 506 928 81 71
http://www.eyupsabrikartal.com
www.mersinyenisehir.gov.tr
www.mersin.gov.tr
www.tid.web.tr

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Kbrıslı Kamil Paşa ve Şair Eşref ve Meşhur Kıbrıs eşeği ve Merzifon benzerliği...

  1. 1832-1913 yılları arasında yaşamış osmanlı sadrazamı, aynı zamanda da yazardır. mezarı lefkoşa 'da, arap ahmed paşa camisibahçesindedir.
    (mortifera, 30.04.2002 11:54 ~ 30.06.2003 11:50)


  2. sadrazam m. kâmil paşa (1832-1913) i. ve ii. meşrûtiyet dönemlerinde sada-ret makamında bulunmuş, uzun seneler devlet hizmeti yapmış, osmanlı devleti'nin son devir meşhur devlet adamlarındandır. dârülaceze'nin kuruluşu, polis teşkilatı'nın eğitimi, ziraat bankası'nın teşkilatlanması gibi önemli bir takım hizmetler onun sadareti döneminde tahakkuk etmiştir.
    (kartonpiyer, 05.03.2003 18:52)


  3. kıbrıslı mehmed kâmil paşa sadrazam, maarif nazırı, evkaf nazırı, vali ve yazardır.1832 yılında lefkoşe'de doğdu.maliye nazırı abdullah paşa'nın babası, milli eğitim bakanı hikmet bayur'un dedesidir.öğrenimini kıbrıs'ta ve mısır'da harbiye'de yaptı.subay çıktıktan sonra binbaşılığa kadar mısır'da kaldı.1860 yılında kıbrıs evkaf müdürü, 1864 yılında sayda mutasarrıfı, bir çok ilin valisi, dahiliye müsteşarı oldu.1879 ve 1882 yıllarında iki kez evkaf nazırlığı, 1880-1881 yılları arasında maarif nazırlığı yaptı.1885-1891, 1895-1895, 1908-1909 ve 1912-1913 yılları arasında dört kez sadrazamlıkta bulundu. izmir valiliğine atandı.valilikten azledilip rodos'a sürgün edilince, izmir'deki ingiliz konsolosluğuna sığındı.ii. abdülhamid'in teminat vermesi üzerine istanbul'a döndü.üçüncü sadrazamlığından ittihat ve terakki partisinin devlet işlerine karışması yüzünden istifa etmişti.mısır'a giderek hindistan gezisine çıkan ingiltere kralı v. georges ile görüştü. mısır'dan dönüşünde 1911 yılında devlet şûrası başkanı oldu.son sadrazamlığından babıalî baskınında ittihat ve terakkicilerin darbesiyle ayrılmış oldu.lefkoşa'ya çekildi.1913 yılında lefkoşa'da 81 yaşında iken vefat etti. mezarı lefkoşa'daki arap ahmed paşa camisi bahçesindedir.
    (sedge, 30.06.2003 09:40 ~ 22:57)


  4. hayatta en çok şair eşref'in dilinden ve kaleminden çekmiş olan esbak sadrazam. gariptir ki , yediği,hazmettiği nice hicve rağmen , eşref'i daima korumuş ve kollamıştır. kamil paşa'nın aydın valiliği yıllarında eşref kırkağaç'ta , akhisar'da ve dahi ege'nin pek çok kasabasında kaymakamlık yapmıştır. bu yıllarda başlayan kamil paşa'yı hicvetme merakı paşa'nın sadrazamlığı zamanında ayyuka çıkmıştır. hatta , kamil paşa'ya sadaret mührü verildiği vakit , eşref veya eşşek gazetelerinden birinde hiciv oklarını pervasızca sallayan şair eşrefkamil paşa'nın yahudi asıllı olduğu iddialarını telmihen , şu dörtlüğü yayınlar :
    agop paşa'yı lutfet padişahım sadrazam yap
    deninin üstüne varsın gelen de bir deni olsun
    sadaret mührünü vermek memnu ise bir müselman'e
    yahudiden usandık bir zaman da ermeni olsun.

    gerçi , şair eşref , kıbrıslı kamil paşa'nın yahudi olduğuna daha valiliği zamanında kaildir. kamil paşa'nın aydın valiliği zamanında ,şair eşref kırkağaç kaymakamıdır. bir gün makamında kabul ettiği eşref'e sorar kamil paşa: "kazanızda ne kadar rum ve ermenivar?" o gün uslu durmaya niyetli olan eşref gayet sakince kazadaki rum ve ermeni nüfusunu söyler. sağda solda ,paşa hakkında "yahudidir.." diyen eşref'i belki kışkırtmak için , kamil paşa ekler : "peki yahudi yok mu?". eşref , nicedir sadağında sakin duranhiciv oku'nu salmaya mecbur kalmıştır artık : "yahudiler ikamet etmezler vali paşa hazretleri,gelir geçerler.." ve ertesi gün süslü püslü bir istifa dilekçesini kamil paşa'ya gönderir. dedik ya... kıbrıslı kamil paşa , en azından bugünkü başbakanımızdan daha hazımlı bir adamdır. eşref'i kovmak,sürmek görevinden almak bir yana , kendisine gelen istifa dilekçesini "nasıl olsa da kabul etmesem!" diye düşünürken dilekçenin pulunun olmadığını görür. hemen şair eşref'i çağırtır. istifa dilekçesini eşref'e geri veririken o da lafı gediğine koymayı ihmal etmez: "eşref efendi.." der , "allamışsın ama pullayamamışsın , al bu sende kalsın , resmiyette geçmez!..."
    velhasıl , kamil paşa eşref'in kendisine salladığı her hicvi hazmedecek kadar kamil bir adamdır. hatta eşref'in eşşek gazetesi basılır basılmaz 25.000 tiraja ulaşınca , eşref'in fırsat bu fırsat deyip salladığı şu dörtlüğü de yalamış,yutmuştur:

    işittim ki satılmış yirmibeşbin merkeb üç günde
    demek merkeblere alemde pek şiddetli hahiş var
    anırmaz boş yere el malum kıbrısî
    bilir ki asrımızda merkeb olmakta büyük iş var.
    (milyonbirinci, 22.11.2007 14:14)


  5. $air e$ref ile aralarinda gectigi rivayet edilen bir hikaye de $udur:

    bir vakit, kibrisli kamil pasa kibris'a gidecektir. yola cikmadan once $air esref'e:
    -e$ref ne istersin kibris'tan, cekinme soyle getireyim, der.

    $air e$ref:
    -pa$am, kibris'in e$egi me$hurdur. mumkunati olursa bana bire$ek getirin yeter, der.

    gel zaman git zaman, bir sure sonrakibrisli kamil pasa'nin donu$ gunu gelir. $air e$ref pa$a yi kar$ilar. lakin pa$a'nin yaninda bir e$ek yoktur. $air e$ref:
    -pa$am , hani soz vermi$tiniz bana bir e$ek getirecektiniz,nerede e$ek? ,diye sorar.

    $air e$ref'in o zamana kadar devamli suretle yaptigi ta$lamalardan bikankibrisli kamil pasa"firsat bu firsattir" diyerek lafi gedigine koymak icin:

    -ah be e$ref, unuttum! seni gordum e$ek aklima geldi! der.

    lakin $air e$ref pek tabii ki altta kalmayip , tarihteki muazzam ayarlara aday olan $u ayari verir:

    -olsun be pa$am ,siz geldiniz ya yeter!

    kendisinin tarih-i siyasi-i devlet-i aliye-i osmaniye adinda bir "osmanli siyasi tarihi" kitabi mevcuttur. 1908 yilinda baslina bu kitap 3 cilttir ve bildigim kadari ile yeni yazi baskisi mevcut degildir.
    (ibn i batuta, 02.04.2008 18:56)


  6. ezeli rakibi şapur çelebi namıyla maruf küçük said paşadır .
    (milyonbirinci, 04.07.2009 11:16)
      #16434905   !? 

Eşek karikatürü nasıl çizilir?

4 ayaklı 2 ayaklı muhabbeti forumlarda...


sanalpostaci
MesajTarih: Sal Haz 02, 2009 7:35 pm    Mesaj konusu:

BİZİM MERZİFONUMUZUN 4AYAKLI EŞEĞİ MEŞHUR AMA BAKIYORUMDA BURAYA GİRİP MEŞHUR OLMAYA ÇALIŞAN 2 AYAKLI EŞEKLER ÇOĞALMIŞSmile))
SAPINAKADARAMASYALI
MesajTarih: Pzr May 03, 2009 12:09 pm    Mesaj konusu:

ben merzifona eşşek demedim siz lafımı yanlış anladınız ben dedimki ne güzel işte tanının bir ögesi war taşovanın mesela yok örnek veriim corum bir yeri meşur ama gelipte kimse bundan şikayetci deil anlatabildim mi benim icin herşey en güzel yer turkiye sınırı herzman güzeldir
acarkan05
MesajTarih: Per Nis 30, 2009 10:40 am    Mesaj konusu:

tamam otel konusunda haklısın bole bi tartısmaya gerek yoktu orda gorusumu bildirdim ben onemli olan adı degil diye ama benim kızdıgım nokta senin ilk mesajındaki uslubun 
''daha ne istiyonuz eşşeginizle meşur olmuşsunuz birşey sorcam bu merzifonun merkez olmak nie bu kadar önemli size nerelisiniz diye sorsalar hemen merzifon merzifon die bir şehir yok olmadı asla olamaz cok beklersiniz'' 


bu yazdıgın yazıyı tekrar oku anlıyacaksın ne demek istedimimi kimse bu konuda bişey yazmamısken sen burda bu lafı solemişsin olmuyo boyle.. amasyanın oneminide o kadar ayrıntılı yazmana gerek yok gayet ii biliorz amasyanın onemini 3 senedir amasyada oturuom en az merzifon kadar seviom amasyayıda..
SAPINAKADARAMASYALI
MesajTarih: Per Nis 30, 2009 8:00 am    Mesaj konusu:

İlçemizde yeni yapılacak olan otelin adı havaalanının isminde olduğu gibi, NEDEN "MERZİFON OTEL" değil de "AMASYA MERZİFON OTEL"? 


Hepimizin bildiği gibi daha önceden Sivil Uçuşlara Açılan, Havaalanımızın İsmi konusunda tartışma yaşanmış, büyük tepki almasına rağmen Havaalanımızın ismi Amasya-Merzifon Havaalanı konmuştu.Şimdide Benzer Bir tartışma da Yeni Açılacak olan Otelin İsminin Başında Amasya olması.Bizde yetkililere soruyoruz. Otel, Havaalanında olduğu gibi Amasya’yamı yapıldı. 

adı olsa ne olur olmasa ne olur alahım ya bana sabır wer bunlarla ilglineceginize biraz düşünün dünya batışta küresel ısınma war su gittikce azalıyor boş işlerle ugraşıyorsunuz resmen size ne denirki
SAPINAKADARAMASYALI
MesajTarih: Per Nis 30, 2009 7:57 am    Mesaj konusu:

sayın arkşm sen önce o arkdaşına söyle adamın benzetmesine bak sana öle dese sende sinirlenmezmisin amasyanın önemini anlatmama gere yok heralde amasyayı bukadar aşşagılamk asla olmaz kimseye yakışmz bu watan hepimizin watanı ne amasya ne merzifon nede diger iller olmadan türkiye asla olmaz bir bütün icnde durumaz bagımsızlıgımız elden gider benim anlamadım şey resmen merzifon bize düşman olmuş burdan net görünüyor resmen bize kin nefret duyuyorsunuz bir memleketlimize güvenemeyeceksek ne anlamı war türkiye ha war ha yok biraz kendinize ceki düzen verin bu konuda ben haklıyım sonuna kadar yazık sizin gibi memleketlim olmasını asla istemem 


Amasya Genelgesi Ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti' nin temellerini oluşturan ilk kuruluş belgesi olması nedeniyle de Amasya Genelgesi' nin Türk tarihinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. 

12 Haziran 1919'da Amasya'ya gelen Mustafa Kemal ve arkadaşları Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Paşa birlikte Amasya Genelgesi'ni hazırladılar. Bildiri, Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'e sunuldu. O'nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919'da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı. 

Amasya Genelgesinin Sonuçları 

1. Türk inkılabının ihtilal safhası başlamıştır. 
2. Kurtuluş Savaşı'nın gerekçesi,amacı yöntemi belirlenmiştir. 
3. İlk kez milli egemenliğe dayalı bir yönetimden bahsedilmiştir. 
4. İstanbul Hükümeti ilk kez yok sayılmıştır. 
5. Türk Milleti hem İstanbul'a hem de işgalci güçlere karşı mücadeleye çağırılmıştır. 
6. Kurtarıcı olarak görülen padişah, hilafet, manda ve himaye düşüncesinin yerini millet ve milliyetçilik düşüncesi almıştır. 
7. Üstü kapalı olarak "Temsil Kurulu"'nun oluşturulmasından bahsedilmiştir. 
8. Mustafa Kemal padişah tarafından kendisine verilen yetkiyi halkın yararı doğrultusunda en iyi şekilde kulanmıştır. 
9. Direniş esasları ilk defa Amasya'da yazılı bir ilke haline getirilmiştir. 
10. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.İlk kez ulusal egemenlikten bahsedilmiş olup; Evrensel bir maddedir. 
11. Cemiyetleri birleştirmek için sivas'ta bir kongre toplanma kararı alındı. 
12. Ordu tehris edilmeyecek Erzurum'a gelen delegeler doğrudan Sivas'a gelecekler. 

Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır 

.İlk kez ulusal egemenlikten bahsedilmiş olup; Evrensel bir maddedir. Bir ihtilal bildirisi niteliği taşımaktadır. Mustafa Kemal Amasya Tamimi'ni 9.ordu müfettişi sıfatı ile imzalamıştır. 
VikiKaynak'ta 
Amasya Genelgesi ile ilgili metin bulunmaktadır. 

Sivas'ta bir kongre toplanacağı amasya genelgesinde belirtilmiştir(her ilden halkın güvenini kazanmış 3 delege acil olarak Sivas'a gönderilecektir amasya belediyesi... 

Amasya Tamimi’nin imzalandığı yer 

Saraydüzü Kışlası'nda (Kışlay-ı Hümayun) yapılmıştır. Mutasarrıf Mehmet Kemal Bey’in önderliğinde, Osmanlı şehzadelerinin eski sarayı yerine “Kışlay-ı Hümayun” veya diğer bir ismi ile “Saraydüzü Kışlası” 1900 yılında yaptırılmıştır. 1919 yılında 5. Kafkas Fırkası’nın karargâhı olan kışla, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelen Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki askerî erkanın ikâmet yeri olmuştur. Milli mücadelenin o zor günlerinde çok önemli kararlar alınıp görüşmeler yapılmıştır. 21-22 Haziran 1919 gecesi, sabaha kadar devam eden müzakereler sonunda kararlaştırılan ve 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ile birlikte eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey tarafından imzalanan Amasya Tamimi’nin bütün dünyaya duyurulduğu yer olması bakımından yakın tarihimizde önemli bir mekân durumuna gelmiştir. 

1922’de Amasya ve çevresinde huzuru bozan Ermeni, Rum-Pontos eşkıyaları ve asker kaçaklarının faaliyetlerini ortadan kaldırma görevini üstlenen Merkez Ordusu’nun karargâhı oldu. 1930 yıllarından sonra önemini kaybetmiş, 1935’te kısmen, 1944 yılında da tamamen yıktırılmıştır. Yerine askeri lojman, doğu bölümünde de Subay Orduevi yaptırılmıştır. 

1986 yılında, isminin düşündürdüğünün aksine, heyelan belirtilerinin tespiti üzerine Orduevi boşaltıldı ve yıktırıldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum belgesi olarak nitelenen "Amasya Genelgesi"nin imzalandığı bu tarihi bina heyelan dolayısıyla eski yerine yapılamadığı için hatırasına binaen Bahçeleriçi Mahallesi'nde belirlenen müsait bir alanda yeniden inşaasına başlanmıştır
acarkan05
MesajTarih: Çar Nis 29, 2009 2:52 pm    Mesaj konusu:

yediremedin heralde burda eşşegimizle ovunuoz die sırf yediremediginden cvp yazmak icin uye olmusun..
acarkan05
MesajTarih: Çar Nis 29, 2009 2:47 pm    Mesaj konusu:

bana bak sapınakadar amasyalımısın nesin sen nie durduk yerde polemik yaratıon burda il olmak falan istedigini soleyen bi kişi varmıda ortalıgı karıstırıyon.. 
adam gibi konus sensin asalak bu işler msn vermeye benzemez gel ben merzifonluyum amasyada oturuom yuzyuze goruselim.. bu pazar amasyabelediyesporu maf etti merzifonspor 4-1 aglıyodunuz mac sonunda.. Twisted Evil
SAPINAKADARAMASYALI
MesajTarih: Çar Nis 29, 2009 2:02 pm    Mesaj konusu:

bu mesaj kurallara uymadığı için silinmiştir
azat1970
MesajTarih: Sal Nis 28, 2009 9:55 pm    Mesaj konusu:

MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANIR. 

AMASYA ZAMANINDA İL YAPILMASAYDI, BÜGÜN İKİ DAĞ ARASINDA KALAN SULUOVAYA BAĞLI BİR KÖY OLURDU. (AMASYA KÖYÜ) 

YILLARCA ŞEHZADELER ŞEHRİ OLMUŞ, FAKAT BİR TANE TANINMIŞ BİR ÜNLÜ YETİŞTİRMEMİŞ BİR YER. 

TARİHİ YERLERİ OLMASSA, TAMAMIYLA BİR KÖY GÖRÜNTÜSÜNDE, 

MERZİFON VE SULUOVA İLÇELERİNDEN ALINAN VERGİ VE PARALARLA, AYAKTA DURAN VE BİR ÜRETİMİ OLMAYAN ŞEHİR. 

KUSURA BAKMAYIN, SAPINA KADAR AMASYALI ARKADAŞIMIZ BÖYLE YAZDIYSA BU CEVABIDA ALIR. 

YARASI OLAN GOCÜNÜR.
 
SAPINA KADAR YİNE MERZİFONLUYUZ.
SAPINAKADARAMASYALI
MesajTarih: Sal Nis 28, 2009 10:01 am    Mesaj konusu:

daha ne istiyonuz eşşeginizle meşur olmuşsunuz birşey sorcam bu merzifonun merkez olmak nie bu kadar önemli size nerelisiniz diye sorsalar hemen merzifon merzifon die bir şehir yok olmadı asla olamaz cok beklersiniz
68cimen68
MesajTarih: Per Oca 08, 2009 11:21 pm    Mesaj konusu:

........................................................................................................................)))))))))))))))))))
katree
MesajTarih: Çar Oca 07, 2009 8:51 pm    Mesaj konusu:

inanmıyorum yaa ne yüzsüz milletmiş bu yunanlılar.komşu falan ama ayıp yanii herşeyi sahipleniyolar.bence bişeyler yapsınlar yoksa bunu da alırlar hiç belli olmaz..
azat1970
MesajTarih: Çar Oca 07, 2009 8:25 pm    Mesaj konusu:

Baklava, Hacıvat-Karagöz'den sonra Yunanlılar bu seferde Merzifon eşeğine göz diktiler. 

Bu Merzifon eşeği değil, Yunan eşeğidir diyorlar. 

Ey Merzifonlular, eşşeğimizde elden gidiyor. Eşeğimizi sağlam kazığa bağlayalım.
 

katree
MesajTarih: Çar Oca 07, 2009 4:52 pm    Mesaj konusu:

ben ilk duyduğumda çok garip gelmişti ama bence güzel bi meşhurluk bu.utanmayı gerektirecek hiç birşey yok.yani ,utananlar warsa onlar için söylüyorum..
bayro05
MesajTarih: Çar Oca 07, 2009 4:25 pm    Mesaj konusu:

ben ankarada yaşıyorum burada merzifonluyum dediğimde herkesin ilk sorduğu soru gülerek nesi meşhurdu oluyor. Ben hepsine eşşeği meşhur diyorum bundan gocunmuyorum. Sayın adminin fikirlerine katılıyorum. Önemli olan içimizden eşşek çıkmasın memleketimizi kötü olarak anımsatacak ! şehrimizin simgesi eşşek olmuş keşkek olmuş olsun varsın...